The Devil Wears Prada
Vizyon Tarihi: 30 Haziran 2006
Süre: 1s 49dk
Yönetmen: David Frankel
Senaryo: Aline Brosh McKenna (Lauren Weisberger'in aynı adlı romanından uyarlanmıştır)
Oyuncular: Meryl Streep, Anne Hathaway, Emily Blunt, Stanley Tucci, Simon Baker, Adrian Grenier
Tür: Komedi, Dram
Ülke: ABD
Yorum:
Lauren Weisberger'in çok satan romanından uyarlanan film, yalnızca bir moda hikâyesi değil; iş hayatında başarı ile kişisel yaşam arasında kurulan hassas denge üzerine dikkat çekici gözlemler içeriyor. Hikâyenin merkezinde gazetecilik kariyeri hedefleyen Andrea Sachs bulunuyor. Üniversiteden yeni mezun olan Andy, aslında moda dünyasına ilgi duymamasına rağmen New York'un en prestijli moda dergilerinden biri olan Runway'de işe giriyor. Görevi, derginin efsanevi genel yayın yönetmeni Miranda Priestly'nin ikinci asistanı olmak. Başlangıçta bu işi geçici bir basamak olarak gören Andy, zamanla işin gerektirdiği fedakârlıkların ve Miranda'nın beklentilerinin hayatının her alanını etkilediğini fark ediyor. Film, karakterin mesleki yükselişiyle birlikte yaşadığı kişisel dönüşümü adım adım takip ediyor.
Senaryonun güçlü yanlarından biri, başarı hikâyesini tek boyutlu bir anlatıya dönüştürmemesi. Andy'nin kariyerinde ilerlemesi ilk etapta olumlu bir gelişme gibi görünse de film, bu yükselişin beraberinde getirdiği bedelleri de sürekli hatırlatıyor. Arkadaşlarıyla olan ilişkileri zayıflıyor, özel hayatı zarar görüyor ve zamanla başlangıçta eleştirdiği sistemin bir parçası hâline geliyor. Bu nedenle film, yalnızca "başarıya ulaşma" fikrini değil, başarı uğruna nelerden vazgeçildiğini de sorguluyor.
New York'un yüksek tempolu yaşamı ve moda sektörünün sürekli değişen dinamikleri, filmin görsel yapısının önemli parçalarını oluşturuyor. Patricia Field'ın kostüm tasarımları filmin ismine yakışır nitelikte. Özellikle Andy'nin dış görünüşündeki değişim, karakter gelişimini destekleyen önemli bir anlatım aracına dönüşüyor. Chanel, Prada, Valentino ve diğer lüks markaların tasarımları yalnızca estetik bir unsur olarak kullanılmıyor; aynı zamanda güç, statü ve aidiyet kavramlarını temsil ediyor (normalde de bu markaların verdiği mesajlar bunlar zaten). Görüntü yönetmeni ise gösterişli moda çekimleri ile yoğun ofis atmosferi arasında dengeli bir geçiş kurmayı başarıyor.
Filmin temposu büyük ölçüde Miranda Priestly karakterinin etrafında şekilleniyor. Hikâye ilerledikçe izleyici, moda sektörünün hızlı ve acımasız yapısını Andy'nin gözünden deneyimliyor. Paris Moda Haftası gibi sektörün önemli etkinliklerinin filme dahil edilmesi, hikâyenin yalnızca bir ofis ortamında sıkışıp kalmasını engelliyor. Buna rağmen film, büyük dramatik kırılmalardan çok karakter ilişkileri ve mesleki tercihler üzerinden ilerleyen bir anlatı yapısını koruyor.
Oyunculuk performansları değerlendirildiğinde Meryl Streep'in Miranda Priestly yorumunun filmin en dikkat çekici unsuru olduğu görülüyor. Karakter, kolaylıkla karikatürize edilebilecek bir otorite figürü olmasına rağmen Streep, onu sessiz ama etkili bir tehdit unsuru hâline getiriyor. Yüksek sesle bağırmak yerine bakışları, duruşu ve kontrollü konuşma tarzıyla güç kuruyor. Bu yaklaşım karakteri daha gerçekçi ve inandırıcı kılıyor. Nitekim bu performans Streep'e Akademi Ödülü adaylığı da kazandırdı. Anne Hathaway ise Andy'nin yaşadığı dönüşümü ikna edici bir şekilde yansıtıyor. Filmin başındaki deneyimsiz ve kendine güven konusunda tereddüt yaşayan genç kadından, sektörün kurallarını öğrenen profesyonel bir çalışana dönüşümü doğal bir akış içinde veriyor. Emily Blunt'ın canlandırdığı Emily Charlton karakteri ise filmin mizah yükünü büyük ölçüde taşıyor. Özellikle iş takıntısı ve moda dünyasına duyduğu bağlılık üzerinden kurulan performansı, filmin en akılda kalan yan karakterlerinden birini ortaya çıkarıyor. Stanley Tucci'nin Nigel rolündeki performansı da hikâyeye sıcaklık ve denge kazandırmış.
Müzik kullanımı filmin enerjisini belirleyen önemli unsurlardan biri. Theodore Shapiro'nun bestelediği özgün müzikler, New York'un hızlı temposunu ve moda sektörünün hareketliliğini destekliyor. Bunun yanında soundtrack albümünde dönemin pop ve alternatif müzik sahnesinden birçok tanınmış isim yer alıyor. Özellikle KT Tunstall'ın "Suddenly I See" parçasının filmin açılışında kullanılması yapımın enerisini baştan yükseltiyor. Ayrıca Madonna'nın "Jump", U2'nun "City of Blinding Lights", Alanis Morissette'in "Crazy" ve Jamiroquai'nin "Seven Days in Sunny June" gibi parçaları da film boyunca duyuluyor. Film müzikleri ve soundtrack albümü şu bağlantılardan dinlenebilir:
Filmin tematik yapısı moda sektörünün ötesine uzanıyor. Güç ilişkileri, iş hayatındaki rekabet, kadın liderlik modelleri, kişisel kimlik ve kariyer hedefleri gibi konular hikâyenin merkezinde yer alıyor. Miranda Priestly yalnızca zor bir patron olarak çizilmiyor; zirvede kalabilmek için sürekli mücadele eden ve bunun bedelini özel hayatında ödeyen bir karakter olarak da gösteriliyor. Bu durum, filmin karakterlerini siyah-beyaz bir ahlak anlayışıyla değerlendirmesini engelliyor. Seyirci, hem Andy'nin hem Miranda'nın bakış açısını anlamaya teşvik ediliyor. Film 13 yaş ve üzeri izleyiciler için uygun bir yapım.
"The Devil Wears Prada", yüzeyde eğlenceli ve şık bir komedi-drama gibi görünse de altında kariyer hırsı, kişisel kimlik ve güç ilişkileri üzerine düşündüren katmanlar barındırıyor. Güçlü oyunculukları, akılda kalan karakterleri, başarılı kostüm tasarımları ve ritmini koruyan anlatımı sayesinde yalnızca moda meraklılarına değil, çalışma hayatının dinamikleriyle ilgilenen izleyicilere de hitap ediyor. İzlediğim süreyi kesinlikle zaman kaybı olarak görmüyorum. Herkese iyi seyirler…

Yorumlar
Yorum Gönder