All of Us Strangers
Vizyon Tarihi: 8 Aralık 2023
Süre: 1s 45dk
Yönetmen: Andrew Haigh
Oyuncular: Andrew Scott, Paul Mescal, Jamie Bell, Claire Foy
Tür: Dram, Romantik, Fantastik
Ülke: Birleşik KrallıkYorum:
Andrew Haigh’in yönettiği “All of Us Strangers”, Londra’da neredeyse boş bir apartman dairesinde yaşayan yalnız senarist Adam’ın (Andrew Scott) hikâyesini anlatıyor. Bir gece komşusu Harry (Paul Mescal) kapısını çaldığında başlayan ilişki, Adam’ı çocukluğunun geçtiği banliyö evine geri götürür; orada otuz yıl önce ölmüş anne-babası (Claire Foy ve Jamie Bell) hâlâ aynı yaşta, aynı evde yaşamaktadır. Adam hem Harry’yle yeni bir bağ kurmaya çalışırken hem de ebeveynleriyle hiç yaşanmamış sohbetleri tamamlamaya çalışır. Hikâye bu iki zaman katmanı arasında gidip gelirken, yasın, arzu edilen bağların ve kimlik arayışının iç içe geçtiği bir yapı ortaya çıkıyor; yan karakterler de anlatıyı katman katman derinleştiriyor ve kafamızı karıştırıyor.
Filmin görsel dili, Jamie D. Ramsay’nin 35mm filmle çektiği kadrajlarda hem nostaljik hem de mesafeli bir doku yaratıyor. Londra’nın gri gökdelenleri ve banliyö evlerinin sıcak ışıklı odaları arasında gidip gelen renk paleti, başta soğuk mavi-gri tonlarla açılırken ebeveyn sahnelerinde daha yumuşak, tozlu bir altın ve pastel hâkimiyetine kayıyor. Işık, organik bir his veriyor; özellikle ebeveyn evindeki yumuşak pencere ışığı ve apartman koridorlarındaki floresan soğukluğu, zaman katmanlarını birbirinden ayıran bir ayrım yaratıyor. Kamera hareketleri sakin ve düşünceli; uzun planlar ve yavaş takip çekimleri karakterlerin iç dünyasını öne çıkarıyor, ani kesmelerden kaçınılmış bir ritimle ilerliyor. Bu yaklaşım filmin duygusal yoğunluğunu güçlendiriyor.
Andrew Scott’un Adam rolündeki performansı filmin duygusal merkezini sırtlıyor (çok iyi oynamış, başka söze gerek yok aslında); yalnızlığın ve bastırılmış arzuların katmanlarını yüz ifadesi ve beden diliyle öyle incelikli veriyor ki seyirciyi doğrudan içine çekiyor. Paul Mescal’in Harry’si ise daha dışa dönük ve arzulu bir enerji katıyor, ikilinin kimyası sahneleri canlı tutuyor. Jamie Bell ve Claire Foy’un ebeveyn rolleri ise hem sıcak hem de biraz hayaletimsi bir denge yakalıyor; ancak film minimalist diyaloglara dayandığı için bazı anlarda performanslar içe dönük bir yoğunluk kazanıyor, bu da seyirciyi yer yer mesafeli bırakabiliyor ki ben bunu beğendim.
Müzik kullanımı filmin duygusal ve zamansal katmanlarını zenginleştiren bir seçkiyle ilerliyor. Emilie Levienaise-Farrouch’un orijinal besteleri yumuşak piyano ve atmosferik tellerle yasın ağırlığını ve umudun kırılganlığını vurguluyor. Soundtrack’te ise Frankie Goes to Hollywood’un “The Power of Love”, Pet Shop Boys’un “Always on My Mind” ve Blur’un “Death of a Party” gibi 80’ler ve 90’lar parçaları öne çıkıyor; özellikle “The Power of Love” Adam’ın ebeveynleriyle paylaştığı anlarda güçlü bir duygusal yankı yaratıyor. Emilie Levienaise-Farrouch'un tüm parçaları Spotify’da mevcut (Albümü dinlemek için: https://open.spotify.com/album/0zh47kNWMYt2qUObasMHnJ). Müzik, karakterlerin iç dünyasını ve zaman katmanlarını tamamlıyor.
Filmin temaları yalnızlık, yas, kuir arzu, ebeveyn-çocuk ilişkisi ve geçmişle barışma etrafında yoğunlaşıyor. Adam’ın hem Harry’yle kurduğu ilişki hem de ölmüş ebeveynleriyle yeniden kurduğu bağ, kaybın ve özlemin nasıl birbirini beslediğini sorgulatıyor; modern hayatta gerçek bağlantı kurmanın zorluğu ve kimliğin bastırılmış katmanları incelikle işleniyor. Bazı cinsel ve duygusal sahneler yoğun olduğu için film 18 yaş altı izleyiciler için uygun değil.
Film, görsel anlamda çok iddialı değilse de, duygusal derinliği, incelikli anlatımı ve karakter odaklı yaklaşımıyla harika bir film. Teknik açıdan sade tutulması filmin yalnızlık ve bağ kurma mesajlarını öne çıkarmasını pekiştirmiş; yani sadelik de başlı başına bir öge. Özellikle yas, kimlik ve insan ilişkileri üzerine düşünmek isteyenler için unutulmaz bir deneyim. İzlediğime çok memnun oldum, iyi ki izlemişim. Herkese iyi seyirler…
Yönetmen: Andrew Haigh
Oyuncular: Andrew Scott, Paul Mescal, Jamie Bell, Claire Foy
Tür: Dram, Romantik, Fantastik
Ülke: Birleşik KrallıkYorum:
Andrew Haigh’in yönettiği “All of Us Strangers”, Londra’da neredeyse boş bir apartman dairesinde yaşayan yalnız senarist Adam’ın (Andrew Scott) hikâyesini anlatıyor. Bir gece komşusu Harry (Paul Mescal) kapısını çaldığında başlayan ilişki, Adam’ı çocukluğunun geçtiği banliyö evine geri götürür; orada otuz yıl önce ölmüş anne-babası (Claire Foy ve Jamie Bell) hâlâ aynı yaşta, aynı evde yaşamaktadır. Adam hem Harry’yle yeni bir bağ kurmaya çalışırken hem de ebeveynleriyle hiç yaşanmamış sohbetleri tamamlamaya çalışır. Hikâye bu iki zaman katmanı arasında gidip gelirken, yasın, arzu edilen bağların ve kimlik arayışının iç içe geçtiği bir yapı ortaya çıkıyor; yan karakterler de anlatıyı katman katman derinleştiriyor ve kafamızı karıştırıyor.
Filmin görsel dili, Jamie D. Ramsay’nin 35mm filmle çektiği kadrajlarda hem nostaljik hem de mesafeli bir doku yaratıyor. Londra’nın gri gökdelenleri ve banliyö evlerinin sıcak ışıklı odaları arasında gidip gelen renk paleti, başta soğuk mavi-gri tonlarla açılırken ebeveyn sahnelerinde daha yumuşak, tozlu bir altın ve pastel hâkimiyetine kayıyor. Işık, organik bir his veriyor; özellikle ebeveyn evindeki yumuşak pencere ışığı ve apartman koridorlarındaki floresan soğukluğu, zaman katmanlarını birbirinden ayıran bir ayrım yaratıyor. Kamera hareketleri sakin ve düşünceli; uzun planlar ve yavaş takip çekimleri karakterlerin iç dünyasını öne çıkarıyor, ani kesmelerden kaçınılmış bir ritimle ilerliyor. Bu yaklaşım filmin duygusal yoğunluğunu güçlendiriyor.
Andrew Scott’un Adam rolündeki performansı filmin duygusal merkezini sırtlıyor (çok iyi oynamış, başka söze gerek yok aslında); yalnızlığın ve bastırılmış arzuların katmanlarını yüz ifadesi ve beden diliyle öyle incelikli veriyor ki seyirciyi doğrudan içine çekiyor. Paul Mescal’in Harry’si ise daha dışa dönük ve arzulu bir enerji katıyor, ikilinin kimyası sahneleri canlı tutuyor. Jamie Bell ve Claire Foy’un ebeveyn rolleri ise hem sıcak hem de biraz hayaletimsi bir denge yakalıyor; ancak film minimalist diyaloglara dayandığı için bazı anlarda performanslar içe dönük bir yoğunluk kazanıyor, bu da seyirciyi yer yer mesafeli bırakabiliyor ki ben bunu beğendim.
Müzik kullanımı filmin duygusal ve zamansal katmanlarını zenginleştiren bir seçkiyle ilerliyor. Emilie Levienaise-Farrouch’un orijinal besteleri yumuşak piyano ve atmosferik tellerle yasın ağırlığını ve umudun kırılganlığını vurguluyor. Soundtrack’te ise Frankie Goes to Hollywood’un “The Power of Love”, Pet Shop Boys’un “Always on My Mind” ve Blur’un “Death of a Party” gibi 80’ler ve 90’lar parçaları öne çıkıyor; özellikle “The Power of Love” Adam’ın ebeveynleriyle paylaştığı anlarda güçlü bir duygusal yankı yaratıyor. Emilie Levienaise-Farrouch'un tüm parçaları Spotify’da mevcut (Albümü dinlemek için: https://open.spotify.com/album/0zh47kNWMYt2qUObasMHnJ). Müzik, karakterlerin iç dünyasını ve zaman katmanlarını tamamlıyor.
Filmin temaları yalnızlık, yas, kuir arzu, ebeveyn-çocuk ilişkisi ve geçmişle barışma etrafında yoğunlaşıyor. Adam’ın hem Harry’yle kurduğu ilişki hem de ölmüş ebeveynleriyle yeniden kurduğu bağ, kaybın ve özlemin nasıl birbirini beslediğini sorgulatıyor; modern hayatta gerçek bağlantı kurmanın zorluğu ve kimliğin bastırılmış katmanları incelikle işleniyor. Bazı cinsel ve duygusal sahneler yoğun olduğu için film 18 yaş altı izleyiciler için uygun değil.
Film, görsel anlamda çok iddialı değilse de, duygusal derinliği, incelikli anlatımı ve karakter odaklı yaklaşımıyla harika bir film. Teknik açıdan sade tutulması filmin yalnızlık ve bağ kurma mesajlarını öne çıkarmasını pekiştirmiş; yani sadelik de başlı başına bir öge. Özellikle yas, kimlik ve insan ilişkileri üzerine düşünmek isteyenler için unutulmaz bir deneyim. İzlediğime çok memnun oldum, iyi ki izlemişim. Herkese iyi seyirler…

Yorumlar
Yorum Gönder